Ali BAYDAR
BİLGİ VE BİLGELİK KAZANMA YOLUNDA EĞİTİM VE ÖĞRETİM DÜNYASINDAN BEKLENEN BİR BİLİNÇ: TOPLUMLA KAYNAŞABİLEN İNSAN / ŞAHSİYET
İnsanoğlunun aklının erebileceği olgulara, gerçeklere ve ilkelerin bütününe erişmesinde, öğrenme, araştırma veya gözlem yoluyla elde ettiği gerçeklere ulaşmasında ve insan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünlerini özümsemesi hususunda eğitim dünyasının çok önemli bir işlevi vardır: Hâlihazırdaki bilgilerle insan beyni arasında bir kanal oluşturarak bireyi şuur sahibi kılmak. Eğitim dünyası bu yönüyle bilgi yüklemek işlevinden sıyrılacak, bireyi de bilgi yüklenen bir varlık olmaktan çıkararak bilgili, iyi ahlaklı, olgun ve örnek insan olma mertebesine yükseltecektir. İnsana bilgilerle yüklü bir kafa ile beraber kendisini ve çevresini tanıma yeteneği kazandıracaktır. ( 1 )
Çok sevdiğim bir söz vardır:” Küle değil ateşe / köze üflemelidir.” ( 2 ) Eğitim dünyası hepimizi ve hepimizin çocuklarını yarınlara hazırlarken ülkemizin de geleceğini garanti altına almak zorundadır. Öne çıkacak ve toplumun dertlerine derman olacak insanları zihnen ve kalben hazırlayacaktır. Önce milletim ve devletim diyen vatandaşların sayısını artırmak şüphesiz ki toplumla kaynaşabilen insanlarla mümkün olacaktır. İşte bu yönüyle eğitim dünyası bir közdür ve bu köze üflemek Türk kültürü adına Türk tarihi adına şahsiyetler ortaya çıkarmada önemli bir hassasiyet olacaktır.
“Eğer aile, sokak, gazete, dergi, kitap, film, radyo gibi bütün eğitim ve yayın araçları; işten kaçan, vazifeye yan çizen, kolay şöhret, kolay kazanç peşinde koşan, gösterişe düşkün, eğlence, keyif, avrat budalası, zevk züğürdü, yüksek sevgi ve heyecan kabiliyetinden yoksun, bir alay bencil, avare, züppe yaratıkların üremesi için yaylım ateş halinde çalışırsa, korkunç bir eğitim bataklığı içindeyiz, demektir.” ( 3 ) Eğitim dünyası şahsiyetler ve şahsiyet sahibi insanlar yetiştirdiği sürece bataklıklar kuruyacaktır. Var olan insanları var olmasını istediğimiz geleceğe ulaştırabiliriz şahsiyetlerle. “Fabrikalarımı, makinelerimi tahrip edin, fakat adamlarımı bana bırakın.” ( 4 ) Bu söz köze üflemek ve bataklığa düşmemek ikilemindeki millet ve devletlerin hayatındaki başarıların şifrelerini saklar mahiyette gibi gelir bana. Bir tarafta insan, bir tarafta insan akılının ürettikleri… Köz tabiî ki insan, insan, yine insan.
“Bilge bükü yunçıdı
Acun eti yençidi
Erdem eti tançadı
Yerge tegip sürtülür.”
(Bilgin ve akıllıların hali kötüleşti. / Dünya (onların) tenini dişledi. / Faziletin vücudu bozuldu. (çürüdü)
Zayıflıktan yere değip, sürünür.) ( 5 ) Bu dörtlükten yola çıkarak hali kötüleşmeyecek bilgelerin tarihe yön vereceğini de hatırlayalım istedim. Yine Türk edebî yolculuğunda bir dörtlükte durmak isterim. Közden yana durmak, köze üflemek adına:
“Biligdin urur men sözümke ula
Biligligke ya dost özüngni ula
Bilig birle bulnur saadet
Bilig bil saadet yolını bula.”
(Bilgiden sözüme temel atarım. / Ey dost, bilgiliye yaklaşmaya çalış. / Saadet yolu bilgi ile bulunur. / Bilgi edin ve saadet yolunu bul.) ( 6 )
Öğrenim insanın derinliklerine, benliğine işleyen bir enerji gibidir. ( 7 ) İnsan aklını işleyen eğitim süreci, tamamlanan hedef ve ilkelerini gerçekleştirerek insanî bir kavrama gücü yaratır. ( 8 ) Yukarıdaki dörtlükler çok uzun yıllar öncesinde yazılmış olmasına rağmen aynı kaygıları dile getirmesi bakımından çok ilgi çekicidir. Mutluluk yolunun bilgiden; bilgin ve akıllılardan geçtiğini vurgulamaktadır. Bu vurgunun içini de şahsiyet kavramı tam olarak doldurmaktadır.
Bir söyleşide ( 9 ) geçen: "Şahsiyet kavramı sizce nasıl tanımlanabilir? Zamanın elinden tutan adam veya ufuk adam sözlerini şahsiyet kavramıyla aynı anlamda kullanabilir miyiz?" sorusuna verilen cevabı burada aynen aktarmak isterim: “Kendi içerisinde ahenkli bir bütün oluşturacak biçimde bütünleşmiş ve ne yapabileceğini yahut ne yapmayacağını kestirebileceğiniz kadar kendi değerler bütününün uyumlu bir temsilcisine dönüşmüş insana şahsiyet demeliyiz. Şahsiyet sahibi insan, bir alana ait temsil yeteneğiyle öne çıkabilir ve en sonunda da diğer insanların ufkunda bir nirengi noktasına dönüşebilir. Ancak böyle bir ifadeden, toplumun içerisinde şahsiyetlerin çok az olduğu türünden bir anlam çıkarılmasından da korkarım. Din, edebiyat, siyaset, askerlik, ticaret, bilim, idare alanlarından birine ait şahsiyetler bir toplumun içerisinde yan yana ve iç içe yaşarlar. Kendi içerisindeki bütünlüğü çok belirgin olanlar ise öne çıkarlar. Bazen de tarih onların toplumun önüne atılmasını ister, önder olurlar. Türk kültürü bu anlamda bayrak şahsiyetlerle devletleşmiş, bağımsızlık sahibi olmuş, kültürünü korumuş, varlığını sürdürmüş özel bir yapıdır. Şahsiyet tarihin ruhunu, toprağın ruhunu ve ataların ruhunu duyarak, o ruhlardan aldığı söylemlerin biçimlendirdiği bir sorumluluk ve görev anlayışını benimseyen insandır.”
Tarihin, edebiyatın, matematiğin, güzel sanatların, beden terbiyesinin, müziğin, fiziğin, kimyanın, sosyal bilimlerin bireyi iç zenginliğine, bilgeliğe, derinliğe, üstün söz söyleme sanatına, yüce duygulara götüremeyeceğini kim savunabilir, kim söyleyebilir? ( 10 ) Burada aynı sözümü tekrarlamak isterim: Var olan insanları var olmasını istediğimiz yarınlara ulaştırabiliriz şahsiyetlerle. Rüşvet alan bir meslek sahibinin, adalet duygusu kaybolmuş bir idarecinin, kökleri olmayan bir siyasetçinin, kabaran iştahının diğer duygularını yuttuğu bir tüccarın, felsefesi kandırmak olmuş bir reklâmcının, yüksek sevgi kabiliyeti yok olmuş bir annenin, gölgesi küçülmüş bir babanın, nabzının kuvveti düşmüş bir gençliğin, gözlerinin feri kaybolmuş bir çocukluğun, bağımsızlığı bilemeyecek kadar yozlaşmış bağımlılığın, sipariş alan yazarlığın, beyin gücümüze katabileceği hangi güzel davranış olabilir? Biz tabiî ki bu noktada eğitimin ilke ve hedeflerine bakmaktan ziyade toplumla kaynaşamayanlara bakmak zorundayız. “Her ülkedeki yöneticiler, aydınlar ve halk bilmelidir ki bağımsız bir devleti, güvenliği sağlanamamış siyasî ve ekonomik hayatı bulunmayan bir milletin, ahlakı da dini de namusu da yarınları da tartışmalı konuma düşmüştür. Açıkça ve ısrarla söyleyelim ki güvenliğin de bağımsızlığın da egemenliğin de haysiyet ve namusun da devlet ve millet ölçeğinde korunması öncelikle silahlı gücün, sonra eğitimin ilke ve hedef gücünün etkisiyle doğru orantılıdır.” ( 11 ) Bu noktada ise neden toplumla kaynaşamayanlar ortaya çıkıyor, hangi ortam bunları ortaya çıkarıyor onu sorgulamak zorundayız. Çünkü bir şahsiyet çıkana kadar bilgelik yolunda doğru olan nedir, kestirilemeyen anlar olmuştur milletlerin algı geçmişinde.
“Diogenes, bir gün lahanalarını sularken oradan geçen Aristippus’a şöyle demiş: Lahana ile yaşamasını bilseydin, bir zorbaya dalkavukluk etmezdin. Aristippus’un karşılığı ise şöyle olmuş: Sen de insanlar içinde yaşamasını bilseydin, böyle lahana sulamazdın.” ( 12 )
Mustafa Kemal ATATÜRK’e sunulan ve hatta tartışılan kurtuluş reçetelerinden biri manda ve mandacılık değil miydi? Biz şimdi gülüyoruz belki de bu satırları okurken. Ama sömürülmeyi kurtuluş gören bir bakış açısı ne kadar acı değil mi? Bu insanların gözlerindeki perde neydi? Hangi eğitim sistemiyle yetişmişlerdi? Sanırım başlı başına bir inceleme konusudur. Ama Atatürk’ten farklı bir eğitim sürecinden geçtikleri belli. Eğitim öğretimden beklenen bilinçlerden biri ve en önemlisi de kendi milleti ile kendi benliğine güvenmeyi davranış haline getirmek olmalıdır şüphesiz. “Yirminci yüzyıl, emperyalist devlet ve milletlerin, hem sıcak savaşı hem soğuk savaşı kullanma yüzyılıdır. Yirminci yüzyıl, emperyalist devletlerin, gücünün yettiği yönetim ve halkları biçimlendirme konusunda, büyük inat gösterdiği zaman dilimi oldu. Emperyalizm küçük veya büyük devlet ayrımı yapmaz; bir yönetimin veya halkın bağımsızlığını yok ettiğinde, o ülkeyi hangi araçlarla, hangi alanlarda, ne kadar sömüreceğinin hesabını yapar. Bazı devletler, başka bir ülkenin, ya yer altı zenginliklerini veya yer üstü servetini yahut jeo-politik konumunu yahut beyin gücünü sömürmek üzere planlar yapar, stratejiler geliştirir, taktikler uygular. Atatürk’ün eğitim ve öğretim için hem temel hem de hedef olarak gösterdiği değer ve davranış şudur: Yabancılaşmaya ve cemaatleşmeye imkân vermeden bilgi ve bilgelik kazandırmak.” ( 13 )
KAYNAKLAR
- Güncel Türkçe Sözlük,”bilgi, bilgelik ve bilinç” maddeleri, www.tdk.gov.tr
- Divan ü Lügati’t Türk’ ten Seçmeler, Şükrü Kurgan, İzahlı Eski Metinler Antolojisi, Maarif Matbaası, Ankara, 1943.
- V. Nedim Tör, Bilgi Dergisi, Ağustos,1962.
- Henry Ford.
- Nihad Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, MEB, İstanbul,1971.
- Edip Ahmet Yüknekî, Atabetü’l Hakayık, Basıma Hazırlayan: Reşit Rahmeti Arat, TDK Yayınları, Ankara, 1951.
- Ovidius’un “ Öğrenim belleğe işler.” sözünden hareketle.
- İbni Sina’nın “İnsan sevgisine, insan acılarına duyguyla değil, akılla kavramakla varılır.” sözünden hareketle.
- Betül Eyövge Yılmaz’ın Prof. Dr. Sadık Tural ile yaptığı söyleşiden.www.bilgicik.com
- Bacon,”Tarih insanı bilge kılar, şiir iç zenginliği, matematik titizlik, doğal bilimler derinlik, mantık ise söz söyleme sanatı ile tartışma yeteneği kazandırır.” Denemeler, Çeviren: Akşit Göktürk, Adam Yayıncılık, Ankara, 1982.
- Prof. Dr. Sadık Tural, “Sömürgeciliğin Yöntemleri Ve Bunu Yıkan Atatürk” www.ataturkyuksekkurum.gov.tr
- Salah Birsel, Şiir ve Cinayet, Çağdaş Yayınları, İstanbul, 1975.
- Prof. Dr. Sadık Tural, “Sömürgeciliğin Yöntemleri Ve Bunu Yıkan Atatürk” www.ataturkyuksekkurum.gov.tr
|