|

Ekrem AKAR
EĞİTİMİMİZDE NİTELİK-NİCELİK VE MİLLİLİK
Dersimiz tarih, çocuklar! uyunacak, herkes sıraya tam siper yatsın, hoca şimdi gelir, masala başlar gizlenin tarihinizden, şey… tarih hocanızdan, yok yani… hocaya ayıp olmasın, iyi birine benziyor. Bu hoca geçen hafta, milli şuur, kültür filan gibi bir şeylerden bahsetti uykumun arasında kulağıma geldi ne demek istedi acaba. Şu istiklal marşını okullarda müzikle söyleme âdetini çıkarandan da Allah razı olsun pazartesileri sabah sabah istiklal marşını playback yapıyoruz da fazla yorulmuyoruz uykulu uykulu hiç gitmiyor.
Bu satırları içimiz sızlayarak kaleme alıyoruz maalesef, yeni bir eğitim-öğretim yılına başlarken, bu türlü hababamvari örnekleri uzatmak mümkün ancak kısa kesmekte fayda var.
Ne güzel de yakışıyor aslında şu iki kelime birbirine, eğitim-öğretim. Ancak biz bir türlü bu iki güzel kavramı yakıştıramadık birbirine, kaynaştıramadık okullarımızda. Sadece verimsiz sene başı kurul toplantılarının ardından, zümre toplantı tutanaklarının giriş cümlelerinde ya da yıllık planların başlıklarında kaldı. 2008-2009 eğitim- öğretim yılı. Her sene başında hep iyi dilek ve temennilerle başlanır, bizlerde öyle başlıyoruz bin bir umutla her geçen gün çoraklaşan toprağımız gibi çoraklaşan eğitim günlerimize.
Toplumumuzun geneline baktığımızda öğretemiyoruz, eğitemiyoruz gibi bir genel görüntü hasıl oluyor. Neden? diye soruyoruz. Onca bilim adamımız, eğitim uzmanımız, profesör yazar -çizer, eğitim ve sorunları üzerine, kimse bunlardan ders almaz ve bir sonuca varılamaz, her şey lafta kalır. Aynen okullarda sene başlarında yapılan toplantılarda alınan çok önemli kararların, söylenen büyük sözlerin müthiş fikirlerin bir çoğunun uygulamaya konamadan sene sonunun geldiği gibi sonuçsuz kalır her şey ve kağıtlara yazarsınız, falan faaliyet yürütüldü filan aktivite gerçekleştirildi diye ama sadece yazarsınız, zaten sizden de yazmanızı isterler sadece, yaptıklarınız önemli değildir. Yazın siz rapor tutun, ortada bir şey görünsün görünmesin önemli değildir.
Toplumumuzun geneline baktığımızda diye başladık önceki paragrafımıza çünkü biz eğitimin sosyolojik bir kavram olduğuna inanıyoruz ama nedense hep eğitimin okul dışında da anlaşılması gereken bir serüven olduğunu unutuyor ve sorunları her zaman okullara yüklüyoruz. Hele son zamanlarda eğitim anlayışımız o kadar çoğulcu oldu ki demokrasi anlayışımız gibi , okullarımız da sınıflarımız da ki mevcutlarımız dan belli bu anlayışımız, bir sınıfta 45 öğrenci . Öğretmenlere gelince onlar önemli değil zaten kendilerini öğretmen gibi değil çoban (kendi adıma söylüyorum) gibi hissetseler de önemli değil nasıl olsa bu ülke çoban cumhurbaşkanı bile gördü.
Bütün bu eleştirileri yaparken şunu hemen belirtmek gerekir ki eğitimle ilgili yüzlerce sorunun en başında gelenlerinden birisi, nitelik meselesidir. Ülkemizde eğitimin kalitesini artırmak için öğretmenin ve karşısında yer alacak öğrencinin niteliğinin artırılması şarttır. Bu sözümüzün karşısına hemen şöyle bir tepkiyle çıkanlar olabilir. Siz öğretmensiniz niteliği ve kaliteyi siz artıracaksınız, bu sizin işiniz. Ama kimse şunu düşünmez ki öğretmenin öğrenci karşısın da düştüğü hal nedir? Artık nitelikli de olsa öğretmenin öğrencisine model olmak gibi bir şansı kalmamıştır. Çünkü öğretmenden önce öğrenciye model olacak onlarca tip vardır çevrede. Öğretmen önce bununla mücadele etmek zorundadır öğrenciyi kendisine çevirmek için. Kendisinin dışında öğrencisini cezbeden modellere karşıda aslında yapabileceği çok fazla bir şey de yoktur. Bu mücadele günümüz şartlarında öğretmenin boyunu aşmaktadır. Bu mücadeleyi sürdürme çabasında olan az sayıdaki idealist öğretmenin de ilk yıllarda işi bitirilir sistemce.
Sözü fazla uzatmadan, zira yazacak olsak sayfalarca sürecek bu derin mevzu, sonuç olarak şöyle söyleyebiliriz, bir an önce, çözüme gidecek yollar daha fazla tıkanmadan, bir araya gelinmelidir, kendisine eğitimciyim diyen herkes, eğitimciyim demekle de olunmuyor ya! en iyimser söyleyişle, siyasi kaygılardan uzaklaşılarak, eğitimimizin üzerinden yabancı tahakkümünü atarak, herkes bu ülkenin geleceği için elini vicdanına koyup, canla başla çözüm yollarında elini taşın altına uzatmalıdır. Bu taşların altına uzanan eller oralardan yeni yepyeni en başta milli, kendine has, özüne dönük eğitim modelleri çıkarmalıdırlar. Hiç şüphesiz batılılaşın, batıcılaşmayın diyen Mustafa Kemal’de bunu isterdi.
Muhabbet ve Saygılarımızla...
|