Ana Sayfa
Hakkımızda Dernek Tüzüğü Yazarlarımız Resimlerimiz E Üyelik İletişim

Yunus KIZIL

VE DÜŞLERİMDE BÜYÜR, BOZKIR TOPRAKLARINDA CENNET TÜRKİYE

Yaşlı adamla çocuk uzunca bir yolun ortasında, etrafta yazın getirdiği alabildiğine yeşil ve çeşitli renklerdeki çiçeğin arsında, zaman zaman güneş ışığının ulaşamadığı yerde duraksamışlardı.

Çocuk bir kelebeği andıran hareketlerle etrafında dolanırken, yaşlı adam baharın ve çiçeklerin kokusunu yanı başındaki çocukla ilişkilendiriyordu. Ve beklide nasıl geçtiğini ömrünün…

Sonra çocuk anlamlı anlamlı bakarak: Dede; ÜMİT ne demektir? Diye sordu. Yaşlı adam artık baharın bile yalnızlık olduğu hayatının bu zamanında, tanımından öte sadece içinden geldiği gibi cevap vermek istediğinin farkına vardı.

“Hani birkaç ay önce çok kar yağmıştı. Şu an yürüdüğümüz bu yol tamamen kapanmıştı. Bizler şehre gitmek için haftalarca beklemiştik. Her gece büyük uğultularla fırtınalar kopar, zaman zaman ağaçlar ve elektrik direkleri yıkılırdı. Bazen öyle boran olurdu ki insanlar sadece evlerinde yanan sobanın etrafında gece ve gündüzün farklı olmadığı bir zaman diliminde ömürlerinden gün eksiltirlerdi. Birkaç ay sonra etrafın yemyeşil olup, çiçeklerin açtığı, ekinlerin boy vereceği, balaların soy vereceği günlere olan inançtı o fırtınalı günleri sabırla yoğurarak çekilir hale getiren. Derelerin sularla çağlaması ve topraklarımızın suya doyması, ağaçlarımızın meyvelere bineceği zaman dallarında suyun yürümesi için gerekliydi o fırtına ve kar. İşte ümit budur oğul. Sadece gelecek güzel günleri düşünmek ve karaları al eylerken acıları bal eylemektir. Ümit öyle bir şeydir ki; en zemheri günlerin meyvesinin bahar düşleri olduğunu bilmektir. Acıları çekilir, ihaneti unutulur, sevinçleri üzüntülerle harmanlanır yapandır. Benim gibi ömrünün artık sonbaharı gelmiş bir insan için görmeyeceğin günler adına nice zemherilere inat yeni kardelen tohumları ekmektir. Kara bulutların üstümüzü sardığı günlerde, kasavete kapılmak yerine bir yağmurun yağması için kara bulutlara ihtiyacımız var demektir. İşte ümit budur. Bir beklentidir, özlemdir, hasrettir. Ümit olması da bundandır. Çekilmez acılara katlanmanın ilacı ÜMİT etmektir”

GÜZEL VE YALNIZ ÜLKEME!

Ülkemiz zor bir coğrafyada daha doğrusu önemi nedeni ile zorlaştırılan bir coğrafyada olmasının zorluklarını yaşıyor. Orta büyüklükteki bir ülkenin ancak büyük bir savaşta vereceği kayıp sayısını otuz yıla yaklaşan terörle mücadelemizde verdik. Çok düşmanlı ve dostsuz bir mücadeleyi çeşitli bedeller ödeyerek veriyoruz. Terör örgütü yıllardır bölge halkımızı eğitimsiz bırakmanın ve bir nesli milletine ve devletine düşman yetiştirmenin mücadelesini veriyor aslında. Kin ve nefretle döktüğü kanı hedef saptırarak devletimize mal ederek yıkan, parçalayan ve düşmanlık duygularıyla beslenmiş bir düşünceyi bölge insanına enjekte ediyor. Bu düşüncenin beyinleri yıkamasının sebebi ise eğitimsizlik ve ekonomik yetersizlik. Ekonomik istikrarsızlık ve bir türlü düzene dinmeyen enflasyon politikası toplumun her kesiminde etkisini hissettiriyor. Dünya genelinde başlayan gıda krizi dünyanın tarım lideri olması gereken ülkemizde dahi hissedildi. (İnsitatif Yöntemlerle tarım yapan İsrail, Hollanda ve bazı Avrupa ülkeleri düşünüldüğünde) Dünya petrol fiyatlarındaki aşırı yükselişe gübre fiyatları eklenince Türk tarımı çok zor bir döneme girdi. Küresel ısınmanın yıllık yağış dönemlerine ve yağış miktarlarına getirdiği değişiklik kuru tarım arazilerinin artık tarım yapılamaz hale gelmesine sebep oldu. Rakamlar bazında GSMH oranları ve refah düzeyi makro iktisatçıların işi şüphesiz ama toplumda ekonomiye dayalı bir durgunluk olduğu muhakkak. Terör olaylarından, tarıma, toplum sağlığından (Kırım-Kongo kanamalı ateşi vakaları) ekonomik gelişmelere bir karmaşa havası var. Tüm bunların yanında televizyon karşısına hapsettiğimiz ve tüketim toplumu haline getirdiğimiz bir gençlik yetişiyor olması da en vahimi. Günlük ortalama 8 saniye kitap okunan ve yaklaşık ortalama 10 saat televizyonun açık olduğu bir ülkede magazin haberlerinin, seri üretim sonucu ortaya çıkan kimi şarkıcıların, kumar bazlı yarışmaların izlenmesi normal değil mi? Milli olmaktan bilerek ve istenerek uzaklaştırılan gençliğimizin anne katili olması beklenmez mi? Ortak noktası futbol takımlarının transfer gündemi olan, döner bıçaklı, nefesi alkol kokan bir gençlik kendi kendine mi oluştu? Batı Trakya, Doğu Türkistan, Musul, Kerkük, Kırım ve adını sayamayacağım coğrafyalarda zulüm altında olan esir Türkleri toplumda merak eden üniversite öğrencisi olmamasının nedeni nedir acaba? Türkiye ortalamasının OKS sınavlarında 1 veya 2 olduğu matematik dersi, binlerce öğrencinin sıfır puan aldığı ÖSS sınavları kimseyi ilgilendirmez mi? Dünya üniversiteleri sıralamalarında henüz görmeye alışık olmadığımız Türk Üniversitelerimizin kimi akademisyenleri acaba ne zaman yasama, yürütme ve yargı işlerinden vazgeçip bilim üretir? Ve acaba ne zaman ülkemde değer verenlerin kıymeti bilinir?

Tüm bunları düşündüğümde tek bir cevap buluyorum: “Eğitim”. Düşerlimizde büyüyen Cennet Türkiye’yi kuracak gençliği yetiştireceğimizden eminim. Kışın, karın ve fırtınanın arasında dahi olsak gelecek bahar düşlerimiz var. Geleceği kurmuş bir milletin evlatları olarak yeni ufukları yine biz belirleyeceğiz. Asla ümidimizi kaybetmeyeceğiz. 21. yüzyılın lider Türkiye’sini kurmak biz eğitimcilerin işi. Toplumuna hakaret ederek taltif alanların dahi övüldüğü bir kalabalığı “BENİM GÜZEL VE YALNIZ ÜLKEM” diyerek dağıtan başka bir başarılı sanatçımızın dağıtması gibi, biz var olan ümidimiz, milli ve manevi değerlerimizle oluşturulan bu zemheriyi bahara dönüştüreceğiz.  Çünkü ümidimiz var!

Acıları çekilir, ihaneti unutulur, sevinçleri üzüntülerle harmanlanır yapan bir gücümüz var. Saygılarımı sunarım.

EĞİTİM 2023 Eğitim Dünyası Araştırma ve Geliştirme Derneği Genel Merkezi
G.M.K. Bulvarı No: 101 / 4 Maltepe - ANKARA
Tel: (312) 231 69 85 Belgegeçer: (312) 229 16 26
© 2007 Tüm hakları saklıdır.